09 Mayıs 2009

felemenk ülkelerine bir kanal

senin adına kapalı hava diyorlardı. ben seni
kızılderili yazı sanıyordum. sen kapalıydın,
kuzeyliydin. jesuit'tin. çene sınırına kadar
traş edilmiş sakalların vardı. sende kendini
dünyadan, benden, her şeyden geri çeken bir şey
vardı. ben sende akdenizden birşeyler bulmaya
çalışıyordum. dağınık saçlarını, karmakarışık
sakallarını, disiplinsizliğini akdenizliliğe
yoruyordum. atina'lı değildin sen oysa.
grote market'tin, isparta'ydın.
atina'lı değildin sen.
felemenk yollarıydın, cafe falstaff'dın.
gent'de bir kanaldın. kanalda bir tekneydin
ticaret merkezlerine giden. jacquart tekstil
fabrikalarıydın. ebes&co.'ydun.
gent'de bir kanaldın. bir köprü değildin,
atina'lı değildin sen.
bruges'da donmak üzere olan bir kuğuydun.
kontlar şatosunda bir işkence odasıydın.
bir floransa güneşi, bir frigya sandalı,
atina'lı değildin sen.
.
...sonra yüzümüzdeki savaş boyalarını çıkardık ve
konuştuk iki uygar insan gibi...bana som kayaları...
dar boğazları...kendi iç geçitlerini gösterdi...
Lale Müldür

04 Nisan 2009

dönersem!

Kastilya göğünün altında kehribar sarısı taşlardan yapılmış bir şehir parıldar. Avrupa'nın en eski üçüncü üniversitesine sahip olmaktan gurur duyar; çünkü o dünyanın dört ışığından biridir. Öğrenciler hala ortaçağda başlamış bir geleneği sürdürür; burada sokaklar 'tuna' gruplarının şarkılarıyla şenlenir. İspanya'nın Salamanca'sı, yaşamın tadına varmış herkeste bir geri dönme isteği uyandırır.
Atlas

dönersem!

Maybe someday, I'll go back again to Ireland
If only my dear wife would pass away
She nearly has my heart broke with all her naggin
She's got a mouth as big as Galway Bay
.
See her drinkin 16 pints of Pat's blue ribbon
And then she can walk home without a sway
If the sea were beer instead of salty water
She would live and die in Galway Bay
.
See her drinkin 16 pints at pat joe murphys
When the barman says "I think its time to go"
She doesn't try to speak to him in Gaelic
But a language that the clergy do not know
.
On her back she has tatooed a map of Ireland
And when she takes her bath on Saturday
She rubs the sunlight soap around by Claddaugh
Just to watch the suds roll down on Galway Bay
The Clancy Brothers/Galway Bay

30 Mart 2009

saçma kadınlar saçma şiirler

ılık
nem
yağmur
güneş nerede?
bulutlar
ufuk çizgisi belirsiz
hırçın bir deniz
somurtkan
ve denize küstürülen insanlar
(odaya teyzem girer
boy aynasında sırtına bakar
neden ki?
bana döner
yazdıklarımı merak eder
çıkar
gider)
ve yüzüme bile bakmayan erkekler
...
Trabzon

28 Mart 2009

Bilmem Kim Bey'in ölümü

1. gün:
Gece Emre bende kaldı. Salondaki koltukta uyudu. İkiye kadar ekonomi çalıştık. Yorgundum. Yine de uyumam zaman aldı. Uykuyla uyanıklık arasında beynimi meşgul eden grafikler - uzaklardan bir kadının haykırışları - bir ara Emre banyoya girdi - Y’ler - C’ler - hıçkıra hıçkıra ağlamalar - sifonu çekti - merdivenden inmeler çıkmalar - bağırışlar.
2. gün:
Sınava az vardı. Bir an önce çıkmalıydık. Asansörü çağırdım. Meşgul. Karşı kapı kalabalık. Öylece dikilen suratsız insanlar. Bekledik. Asansör gelmedi. Yedi kat merdiven indik.
Grafikler kadının haykırışlarına karıştı. ‘Yeter be!’ dedim. Erkenden kağıdı verdim, çıktım.
Öğleden sonra eve döndüm. Çeşit çeşit ayakkabı kapıma kadar yığılmış.
3. gün:
Sabah zil çaldı. Bir kadın, gözleri kızarmış, elinde irmik helvası. Karşı kapı ardına kadar açıktı. Kapanmaması için önüne su bidonu koymuşlar. Evin ağır yağ kokusu merdiveni dolduruyordu. Girenler, çıkanlar. Bilmem Kim Bey ölmüş de. Başınız sağ olsun. Helvayla birlikte kokuyu da içeriye aldım. Komşuların verdiklerini yemek adetim değil. Helva çöpü boyladı. O ağır yağ kokusu kayboldu.
4. gün:
Bir bok yok. Her şey aynı.
5. gün:
Evdeyim. Masanın başında. O kadın duvarın arkasında usul usul ağlıyor. Bu odada boğuluyorum.
6. gün:
Arkadaki küçük odaya taşındım. Anlamsız taziyeler. Acılar azalmıyor. Boşuna kalabalık ediyorlar.
7. gün:
Gözlerimi açtım. Etraf hala karanlıktı. Yorganı ayak ucuma ittim, doğruldum. Ayaklarım yerden kesildi o an. Yukarı doğru, ne olduğunu bilmediğim yukarı doğru bir bilinmedik hafiflik, bir bilinmedik varlık ilerliyordu. İçimdeki her şey o varlığa doğru akıyordu. O mu yükseliyordu, ben mi yükseliyordum, bilmiyorum. Uçtum, uçtum, uçmadım. Sonra yepyeni, hiç bilmediğim bir şey oldu. Tavana doğru bir kuş tüyü halinde boşlukta asılı kaldım. Pencereden sızan ay ışığında yatakta uyuyan bedenimi seyrettim. O ben miydi, ben o muydum, bilmiyorum. Uçmak öyle hoşuma gitmişti ki! Yüzüme bir tebessüm yayıldı. Açık pencereden dışarı süzüldüm. Kendimi kendi halime bıraktım, göğe eriştim. Yüksekten korkuyordum, korkmuyordum. Bir ara alçaldım. Bomboş ıssız yollar - bir sarhoşun naraları - sonra içli içli bir türkü tutturuşu - sokakta uyuyan birkaç evsiz. Alçaldıkça o ağır yağ kokusu yoğunlaştı. Köşeyi dönünceye kadar koku kadının haykırışlarına karıştı. Sokağın sonunda kayboldu ama kadın hıçkıra hıçkıra ağladı durdu. Hıçkırıklar gözümün önünde değildi, arkamda da değildi, iki yanımda da değildi, ama her yerde aynı andaydı. Ağzımı açıyordum, sesim çıkmıyordu. Kurtulmak istiyordum. En kestirme yoldan eve uçtum. Pencereden odaya girdiğimde o kadını gördüm. Yatakta uzanan bedenime kapanmış hüngür hüngür ağlıyordu. O bedeni dürtmek istiyordum, uyansındı artık. Alçaldım, ne kadar da solgundu yüzüm! Yaşıyordum, yaşamıyordum. Yitmiştim sanki. İçimde bir şey koptu, parçalandı ve bir çığlık yükseldi boğazımdan.
8. gün:
Sıçrayarak uyandım. Masayı, masadaki kitapları, saati gördüm, yerdeki çorapları, kapağı açık dolabı. Saati! Saat on olmuş! Apar topar hazırlandım. Kuran okunuyor. Bugün haftası.
Istanbul

24 Mart 2009

...

Yeniköy'de rakı balık
akşam soğuğunda sahil boyunca
sarhoş muyduk?
esmer boynunda fuşya şalım
üşüyor muyduk?
.
sonra seni aradım
şakıdım şakıdım şakıdım
.
mutluluğun ardından gidilir miydi?
hem mutluluk var mıydı ki?
Istanbul