11 Mayıs 2010

portakalı soydum. baş ucuma koydum.

rengi turuncu bir gündü.
eldiveni. kazağı. dili kırmızıydı.
ben eskiden
turuncuyu hiç sevmezdim. neden ki?
.
kalabalıkta vıcık vıcık flying dutchman
elimdekiyle karış karış spot the dutchman
.
koştum. sarıldım.
çığrındım. sarıldım.
sıkıca sımsıkı sıkı sıkı
bağımlıydım. kokladım.
bahane ettim. kokladım.
bir sardım. daha sarmaladım.
.
odada kabuklarını toplarken gözlerin de beni toplarken aklım boşaldı ve sadece benim için stroopwales bıraktın.
Lund

21 Mart 2010

kuzey defterleri

kuzeyde kışlar ağır geçer. erken başlaması ihtimali göz önünde tutulur. ilkbaharda ağaçlar çiçek açmışken kış yeniden başlayabilir. ben yazın gand'a kar yağdığını hatırlıyorum, kara gök biz burada lanetli miyiz? aralarında o kadar çok vakit geçirdim ki. hepsini tanıyorum. herkes birbirini tanıyor. ama herkes kibar, uyumlu. ilişkiler yumuşak. bu şaşırtıcı mı? her alanda sınırlara dayandığımız XX. yüzyılda? knokke'a gittiğimiz o gün? ne vardı sanki orada. "knokke bitmiş" dedi bazıları. kuzey bazen o kadar tek düzedir ki insan hayatın bir başı ve bir sonu olduğunu unutabilir. oost-dunquerkue'de şömine başı sohbetleri. sen orada mıydın? kışın getirdiği pasifik şeyler arasında barış antlaşmaları da vardır. her şeyin minyatürleşmeye başladığı çağımızda buna en güzel örnek flaman politikasıdır. kışın hoş imajlarından birisi de göçmen kuşlar görüntüsüdür. yağmurla çarpışan kuş sürüleri yüzünden tarlaların bembeyaz kesildiği görülmüştür. ah, felemenk ülkelerinin sessizliği...
beyaz geceler, benim atom anahtarım... kuzeyde üç kapı var: biri anvers, diğerleri şarap ve tatil. kuzey gemileri endülüs şaraplarına bahardan önce ulaşır. bağbozumları kuzeyde biraz uçuk geçer. boğaz'ın lodosu gibi. benim kafamda da üç kapı var. üçü de sana açılıyor. akdeniz mavisine değil de beyaza boyuyorum o kapıları senin sessiz odanı düşünerek. senin resimle çarpıştığın o ıssız beyaz geceler. yağmurla çarpışan kuş sürüleri yüzünden aklımın beyaz kesildiği o yer. bitti sandığın anda yeniden başlayan o beyaz büyü. göz kapakların karla örtülü gand'da parkta uyuyor musun? çocuğumuz olursa portakal sandığında uyur demiştin...
lale müldür

07 Mart 2010

ellerim portakal kokuyor. zencefil içimi ısıtıyor.

o zaman tepelerde buzdan sarkıtlar yoktu.
göldeki kuğular donmamıştı.
daha tırnaklarım renk ahenkti.
gökyüzü bungun değilken çantama bir leylek işlenmişti.
beni gustav adolf'un parkına chu chu train getirdi.
tüm gün -güneş batamazdı
ki geceler yoktu- çimlere uzanmış gustav'a bizi anlatmıştım.
.
biz seninle geçişliydik.
ne siyahtık. ne beyazdık.
bulanıktık. bungun değildik.
hem açıklıydık. hem koyuluyduk.
ormanın mantar kokusuyduk.
.
patikadan gözleri bana bakmayan ama bana konuşan mor topuklu kadın geçti.
gustav'ın aklı neredeydi?
beni dinliyor muydu? dinliyordu.
dinlemiyordu. cümlelerimi yarıda bırakıyordu.
konuşunca alakasızdı.
soruları benim sorularımdan farklıydı.
.
...dik. sen bana çadır kurmayı öğretmiştin.
akşam çadırda uyumuştuk.
kuzeydeki kadar üşümemiştim.
burası bir höyüğün yedinci katıydı.
yanından uçmakdere akardı.
tepede bir uçak nereye gidiyor ya da nereden geliyordu?
bir kamyon kadar hor horluydu.
.
gustav derenin kenarına çişini yaparken mavi sarı tırtılların dans ederek akışlarını seyretti.
dokununca elini kesen otları eğip çamura çömeldi.
usulca kulağıma
erkekler aleksandra gibi kahkalı kadınları sever. aleksandra'nın kahkahaları erkekleri aşağıya çeker.
dedi
.
yalnız
.
benim seninle sağacak daha ineklerim varıdı.
sağdıkça süt fışkırasıydı.
beyaz dalgalar halka halka tabana değesiydi.
yine de tabanı çok inceltmesindi.
çamur deliniverirdi.
kaldırırken yırtılmasındı.
.
kalabalık. çok kalabalıktı.
oradaydın. biliyorudum.
orada kaybolmuştun.
şekerleme kadar yumuşaktın.
esneyip gevşemiştin.
elime gelmiyorudun.
sanki hiç değmiyorudun.
sana bir tokat ve sinirimi üzerimden atasıydım.
hırslarına pabucumla basasıydım.
böcek olasılardı da ezesiydim.
boş veresiydim.
susasıydım.
.
olmuyorsa
.
kusasıydım.
midem geri itesiydi.
bir kaç sarsılsaydım. yutkunsaydım.
turuncuca kusasıydım. salyalar akasıydı.
kendimi yerlere zor atasıydım.
birinci itiş. ikinci. üçüncü. bitti mi?
dördüncü.
.
her şeyi bir gazete kağıdıyla örtüp
gustav'ı
kendimi
unutasıydım.
Lund

28 Şubat 2010

hayali yerler-Qaanaaq

Grönland'in en kuzeyindeki yerleşim birimi olan Qaanaaq güneşe merhaba dedi. Qaanaaq halkı en son 25 ekimde gördükleri güneşin geri dönüşünü ellerinde hoş geldin yazılı pankartlarla kutladı. çocuklar ellerinde üç dilde (Danca, İngilizce ve Grönlandca) "hoş geldin" yazılı güneş figürleriyle özledikleri güneşe kavuşmanın heyecanını yaşadı.
yaklaşık bin kişinin yaşadığı Qaanaaq şehrine 25 ekim-17 şubat tarihleri arasında güneş doğmuyor. her sene ekim ayının sonunda güneşe dramatik bir şekilde veda eden Qaanaaqlılar iki buçuk ay karanlığı yaşadıktan sonra şubat ayının ortasında tekrar aydınlığa kavuşuyor. yazın ise dört ayı aşkın süre güneşin hiç batmadığı Qaanaaq'ta Eskimolar uyumak için pencereleri ışık geçirmeyen özel perdelerle kapatmak zorunda kalıyor.

23 Şubat 2010

karanlıktan neden korkuyorum?

gece, sokak ıssız
sokak lambası neden yanmıyor?
yürüyorum
karşıdan bir adam geliyor!
adımlarım
s ı k l aş ı y o r
s ı k laşı y o r
s ı klaşıy o r
s ıklaşıyo r
sıklaşıyor
bedenim ufalıyor
unufak
unufa
unuf
unu
un
u
oluyor
adam geçip gidiyor
aradan zaman geçmiyor
karşıdan bir adam geliyor!
adımlarım
s ı k l aş ı y o r
s ı k laşı y o r
s ı klaşıy o r
s ıklaşıyo r
sıklaşıyor
bedenim ufalıyor
unufak
unufa
unuf
unu
un
u
.
Istanbul
2007

31 Aralık 2009

bugün tanımadığım bir

bugün tanımadığım bir kuzey şehrinin sokaklarında yürüdüm. yalnızdım. kuş kadar hafiftim. balık kadar şeffaftım. sokaklar nereye çıktıysa yürüdüm. ne aradım? ne buldum? kendimi kaybedip kaybedip.
.
tren çüfü
.
bilmem seni mi özledim? yanımda olsaydın her sokak adımımda sana neler anlatırdım? sen nasıl şaşırırdın? gülerdin. kızardın. üzülürdün. umursar mıydın?
.
çüf çüfü
.
kuzeye bakan pencerede hava kararmış ince ince bir yağmur tutturmuş karşıki evin balkonunda dikilmiş kuzey pencereme bakan kuzeyli adamın neler düşünüyor olabileceğini düşündüm. yazan kişinin kara çerçeveli gözlükleri ve ateş kırmızısı dudaklarıyla kuzeyden bakınca nasıl göründüğünü bilmek istedim. kendimden çıkıp ayrılıp.
.
sonbahar kokusu. sesi yanık bir kadının kokusu değil.
.
geçiciliği geçirmek dindirmek için Ikea kilim-battaniye-mum, ikinci el seramik küllük-bakır kutu yerleştirir mi beni olduğum odaya bu sandalyeye?
.
çocukların kargaların dili yok.
.
bugün eylülün kaçıydı? yandaki taburede yığılı kitapların arasında takvim olabilirdi. elimi uzatmaya üşendim. hava bungundu. nem bungunu değil de kara bulutların bungunluğu. sabah kuzeye dönmüştüm. insan nereye dönerdi? dönüş tanışık olunana, alışkanlığa, dinginliğe, yerleşikliğeydi. sabah şaşkınlığa dönmüştüm. gellere. gitlere.
.
bundan bir önceki gece de gece yarısını az geçmiş ben şehrin en kalabalık caddesinde insanlar ellerinde sigara ve bira topuklarım sokağın taşlarına vura vura sarhoş kahkahaları bastırıyor yaban domuzları gibi dikime yürüyorum. kuzeyli bir kadın sesleniyor. birlikte yürüyelim diyor. korkuyorum diyor. beni takip ettiğini düşündüğümü düşünüyor. tecavüz edilebileceğimi kuruyor. köşe başında ayrılıyor. topuklarım sokağın taşlarına vura vura sessizliği pekiştiriyor. kendimi kuruyorum. kuzeyli bir adamın.
.
güneyde neler olup bitiyor?
.
ben kendimi ...'da sigara içen siyah saçlı kadın hayal ettim.
.
öğleden sonra bir şehir parkını gezip göleti görüp gölette ördek yeşilini
gün doğarken yazdığım hayal neden olmasın?
Lund

25 Aralık 2009

güneyden gelen adama ya da deprem

sen beni ne sanıyordun şimdi uyuduğumu belki kuzeyli adamın birinin kollarında ya da uyumadığımı da ne yaptığımı
sen öyle kendine güvenmiş bıyıklarınla otururken ben kendimi miss universe sanıyordum gözlerini alamamıştın tüm gece güzelliğimden
orada bütün sarhoşlar sallantıda yığınlar dengesizce dikilirken sen ay ışığını arkana almış kapı gibi dağ gibi dimdiktin
gece tren gelmişti sen gitmiştin
ben sarsılmıştım sen öyle sarsılmaz durunca
sen merak ediyordun ben burada oturmuş gecenin bir vakti sen yastığın altına kafanı çekmişken neler yazıyordum
bu benim boşluğumdu bana aitti bendi
Lund