Lund
25 Aralık 2009
güneyden gelen adama ya da deprem
sen beni ne sanıyordun şimdi uyuduğumu belki kuzeyli adamın birinin kollarında ya da uyumadığımı da ne yaptığımı sen öyle kendine güvenmiş bıyıklarınla otururken ben kendimi miss universe sanıyordum gözlerini alamamıştın tüm gece güzelliğimden orada bütün sarhoşlar sallantıda yığınlar dengesizce dikilirken sen ay ışığını arkana almış kapı gibi dağ gibi dimdiktin gece tren gelmişti sen gitmiştin ben sarsılmıştım sen öyle sarsılmaz durunca sen merak ediyordun ben burada oturmuş gecenin bir vakti sen yastığın altına kafanı çekmişken neler yazıyordum bu benim boşluğumdu bana aitti bendi
23 Aralık 2009
iki bin altı
I. canın sevişmek istiyor mu? fark eder mi kadınım? II. gitmek için sebep öyle çoktu! ki ben kalmayı seçtim. III. kapıyı çaldım açtı o sen misin dedim o kim dedi bilmiyorum dedim IV. olmakla olmamak arasında çekingen vücutlarımız olmaya korktular. dokunmaya korkmak gibi. V. pişmiş killi toprak şekillensin parmaklarımda şurada kıvrımlarım olsun ötede açıklarım "bir şey" aksın uçlarımdan gözbebeklerim kocaman VI. uçur beni beyaz at iplerin ellerimde sağa git sola git dur uçur beni beyaz at lı prensim yok ama uç uç uç at VII. FİKRET MUALLA tüm çizdikleri Hale mi? yoksa tüm kadınlar Hale mi? VIII. sıkıntı...ıkıntı... ıkıntı...sık-ıntı...ıkın-tı düşün...düşün...düşün... düş-ün...düşü-düşün utantı...utantı...utantı... ut-antı UTAN-tı ... IX. DICHOTOMY suffering from a wrong vs. doing a wrong logos vs. eros appearance vs. reality episteme vs. doxa theoretical thinking vs. mythological thinking immanent vs. trancendental might makes right vs. right makes might world of appearance vs. intelligible world yazar ishali vs. yazar kabızı X. OLUMSUZLAMA bugündü. dün değil. bir yabancı selam verdi. bir tanıdık değil. arkadaşlarla oturuyorduk. kedilerle değil. içerideydik. bahçede değil. yabancı uzaktaydı. yakında değil. kafasını sola döndürdü. sağa değil. gülümsedi. yalan değil. ben bir şey yapmadım. neden bilmiyorum. yabancıyla tanışmak istemediğimden değil. XI. ACIYANIN HAZ DUYMASI Hrant Dink'in katledildiğini görmek ne korkunç! Hrant Dink'in katledildiğini görerek insancıllık duygularına kapılmak ne iyi!
Istanbul 2006
iki bin beş
I.
doktor bey la dedi sol dedi çargah dügah açık kapalı neva dedi kaba dedi tiz dedi ses yok! aşk var mı? aman doktor canım doktor derdime çare doktor II. kaydırağın tepesinde bacaklarını açmış. oturuyor. kendimi sol omuzuna yaslıyorum. dolunay var. ben dolunayı severim. o sevmezmiş. söylüyor. başını çeviriyor. öpüyor. yanaklarıma sakalları batıyor. III. İETT asfalt yağmurla yıkanmış gözlerim beyaz çizgide ilerliyor içeride bir yığın insan birbirini tanımayan bir yığın insan IV. - yola çıkmak öyle güç ki! - yolda olmayı denesen bir de sonra nasılsa yola da çıkarsın - peki gideceğim yer belli değilse? - belli olmasın. olsa neden çıkasın ki yola? göreceğin ne var orada? V. mikrofona bağıra bağıra şarkı söylediğini duydum. olamaz dedim. o benim hayalimdi.
Istanbul 2005
19 Kasım 2009
HERMETİKA
Seni ilk gördüğüm gün, sonbaharın yabanıl
kahverengi geyiği, benim için olduğunu
anlamıştım. Boynuzların, iletken elektrodlar
gibi, tuzumsu bir karla kaplanmıştı.
Ağaçların etrafında yavaşça dolaşan
buğuların ve serpiştiren buzdan iğnelerin
arasında Mor'u tanıdım.
.
Omurganda yanan ışıkla oryantal ikonların
karanlık gölgeleri arasında kırmızı ve
maviyi karıştırıp moru elde ediyordun:
gizin rengini.
.
Beni ilk gördüğün gün senin için
olduğumu anlamış mıydın? Bal peteklerinden
bir yağmur yağıyordu. Defne ormanlarının
arasında Oranj'ı tanıdın. İkimiz de
duruyorduk öyle kolera çarpmış gibi
sersemlemiş, büyülenmiş, buğuların üstünde.
Hiçbir şey değişmedi yine de çünkü "Aşk,
likid korku dolu bir kadehtir."
.
Budist rahiplerin safran giysileri
yanıyordu havada. Birisi yerde
mor giysisiyle yatıyordu. Sana
yalan söylemek istemiyordum. Oranj
olmadığımı, mor olduğumu benim de,
hatta hileli bir "deeper blue"
olduğumu...birbirine zıt iki renk...
anlamıyordun...kadın yogilerin
cinselliğini artırdığı söylenen
mor bir ışıkta beni oranj sanıyordun.
Oranj değilim ben, yasın belirtisiyim,
morum, safranım belki ama oranj
değilim, mutluluk çıkmaz benden.
Benim turunçgillerim yapraklarını ağlar.
Yine de senin için tuhaf şövalyem,
incelikli zulmün için, kalbimin
morluklarını unutup oranj olmayı deneyebilirim.
.
"O, Omega, gözlerimin mor ışığı."
.
Haliç'ten indiler
birdenbire. Cenk etmek
zorunda kalmak.
ben portakal yemek
birdenbire hasta
olduğum için anne-
baba evinde. bu notları
yazmak kabz halinde.
battaniyeyi üstüme
çekmek. "unutmaya yatmak"
birçok şeyi. ilaç torbam.
dış medeniyetler. güzel
hatıralarım var mıydı?
varsa bile ben unuttum.
ben şeyim aslında?
Şeyim...Hayatı boyunca
uyumu aramış uyumsuzun
biriyim. uzun çok uzun
süredir bana kimse değmedi.
zigzaver marka bir tabanca
var aklımda ama onu ben
kullanmayacağım. gerisi
beni hiç ilgilendirmiyor.
Lale Müldür
13 Kasım 2009
ben hala kırmızı mı kokuyorum?
ORA-BUNGLAS
otlara yürüyoruz -çok
gitmeyin! falezden okyanusa düşmeyin!-
gözüm gözünü görmüyor.
koyunlar -sheep ate men-
önümüzdeler. tepedeler.
kırmızı kırmızı parlıyorlar.
sessiz sessiz kaçıyorlar.
.
sis pus
baykuş
.
oraya gir istiyorum.
orada yaşa istiyorum.
oradan büyü istiyorum.
bir düğme ol.
yine de orada kal istiyorum.
KAV
I.
gezinen bir karıncaydın.
ılıktın. esintiydin.
karanlıktın. kapkaranlık değildin.
gözlerin camdı. donmuş bir göldü.
geçmişti. her şeyden geçmişti.
.
(bana) kuzey sokakları kadar uzaktın.
yine de bir daldın. ormandın.
mantar kokunu özlüyordum.
II.
trenden indim.
nasıl soğuktu! bekleyemedim. içimde titreyen neydi?
.
raylara dönüktüm.
birisi koşuyordu. arkadan yaklaşıyordu.
içimde titreyen sıcacık akıverdi. .
sonra peki
ya sonra
Dublin-Lund 2008-2009
30 Ekim 2009
25 Ekim 2009
when they come alive
try to keep them, poet, those erotic visions of yours, however few of them there are that can be stilled put them, half-hidden, in your lines. try to hold them, poet, when they come alive in your mind at night or in the brightness of noon.
K. Kavafis
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)