17 Ocak 2025

Yas

"Babamın yeryüzündeki varlığının ne zaman sona erdiğini bilmemek hayatla ölüm arasındaki sınırı kavramamı büsbütün imkansız hale getiriyordu. Fakat bu durum, takvimdeki bir noktayı işaret ederek bir insanın hayatının tam da o gün sona erdiğini söyleyebilmenin bana neden oldum olası - babamın kaybolmasından önceki yıllarda bile - yanlış geldiğini ancak kısmen açıklayabiliyor. Belki de matemdeki insanlar gibi yapmalıyız, dış seslere kulaklarımızı kapamalı ve ısrarla, "Hayır. o ölmedi" demeliyiz. Belki de çok kötü bir haberin inkarından ibaret değil bu sadece; bu aynı zamanda, bir an için bir hakikatin farkına varmak; ölenle birlikte gömülüp gitmeye mahkum geçici bir farkındalık. İnanmamak doğru bir içgüdü, zira ölen kişi nasıl olup da sahiden ölmüş olabilir ki? Bunu düşünüyorum çünkü birinin yokluğu asla edilgen bir yokluk hali gibi gelmiyor bana, aksine kalabalık, lafını sakınmayan, insanın yakasını bırakmayan bir hal bu. Aristoteles'in yazdığı gibi, "Boşluğun var olduğu düşüncesi, mekanın da varlığının kabulünü içerir: Zira boşluğu cisimsiz bir yer olarak tanımlarız." Aristoteles burada zamandan hiç söz etmez, fakat kuşkusuz zaman da bütün bunların, bizim yokluğu yerli yerine koyma çabamızın bir parçasıdır. Belki de bu yüzden, birçok kültürde, yas tutan insanlar oturdukları yerde öne arkaya ya da sağdan sola sallanıp dururlar - sadece hayatın başlangıcını ve annenin kalp atışlarını hatırlamak için değil, zamanın ritmini de tutmak için yaparlar bunu. Sadece zaman ümit edebilir boşluğu doldurmayı. Babamın bedeni yitti gitti, fakat onun mekanı burası ve bu mekanı dolduran ve sadece hafıza olarak adlandırılamayacak bir şey var. Canlı ve şimdiye ait bir şey bu. Nasıl olur da varlığımızın karmaşık yönlerinin, anatomimizin mekaniğinin, biyolojimizin zekasının ve iç dünyamızın uçsuz ucaksız semalarının - düşüncelerin ve soruların ve özlemlerin ve ümitlerin ve açlığın ve arzunun ve herhangi bir anda içimizde barındırdığımız bin bir çelişkinin - takvimdeki tek bir günle işaretleyebileceğimiz bir sonu olabilir? Bu bana her zaman imkansız gelmemiş miydi? Cenazelerdeki müphem havayı, mezarlıklardaki tereddüdü, bir mezar taşının şaşkın halini oldum olası sezmiyor muydum? Belki de anma törenleri ve insanlık tarihi boyunca uygulanagelmiş kutsal veya seküler bütün o ritüeller, başarısız birer jestten başka bir şey değildir. Ölüler bizimle yaşarlar. Bir "katil kim" hikayesi ya da çözülecek bir bulmaca değildir yas, aksine etkin ve hayat dolu bir girişimdir. Zor iştir emek ister. İnsanın belini bükebilir. Ölüme attığımız ilk adımın bir parçası ve - neden böyle olduğunu bilmiyorum, bunu açıklayabilmenin bir yolu yok - üstelik de ümit veren bir parçasıdır. Olağanüstü olan şey şu ki ne olursa olsun, kalp kendi doğallığı içinde hep ışığa yöneliyor. En az dirençle karşılaştığımız yön bu. Hiçbir zaman anlamadım bunu. En azından entelektüel düzeyde anlayamadım. Fakat "O öldü" gibi hüküm bildiren cümlelerin kesinlik taşımadığı yer, her nasılsa, bedenin, her bir anın sonsuzluğuna dair o fiziksel bilginin, zamanın ve mekanın genişleyen tabiatınin içinde saklı. Babam hem ölü hem yaşıyor. Ona uygun bir gramere sahip değilim. O geçmişte, şimdiki zamanda ve gelecekte. İnanıyorum ki son nefesini verirken elini tutmuş, elinin elimde gevşeyişini hissetmiş olsaydım bile, ondan her söz ettiğimde yine de durup doğru zaman kipinin ne olduğunu bulmam gerekecekti. Babalarını toprağa vermiş nice erkeğin de böyle hissettiğini düşünüyorum. Onlardan bir farkım yok. Ben de, hepimiz gibi, birilerinin ardından yaşıyorum."

Dönüş: Babalar, Oğullar ve Aradaki Memleket
Hisham Matar 

15 Şubat 2023

Brodie Raporu

"Bütün Yahoo ulusu içinde, yalnızca büyücüler gerçekten ilgimi uyandırdı. Halk onlara, karıncaya veya kaplumbağaya veya arzu ettikleri varlığa dünüşme yetkisini mal eder; kuşku duyduğumu fark eden biri bana bir karınca yuvası gösterdi, sanki bu kanıtmış gibi. Yahoolar bellekten yoksundur veya yok gibi bir şeydir; leopar akınlarının neden olduğu yıkımları anlatırlar, ama kendilerinin mi, yoksa atalarının mı gördüğünü, hatta bir düş mü olduğunu bilmezler. Büyücülerin ise bellekleri vardır, ama zayıftır; sabah veya önceki geceki olayları günün akşamında anımsayabilirler. Geleceği kestirme yetenekleri de vardır; örneğin, sakin bir güvenle bildirirler: Bir sinek ensemi sıyırıp geçecek veya çok geçmeden bir kuşun ötüşünü duyacağız. Yüzlerce kez, bu ilginç yeteneğin tanığı oldum. Bu konuya çok kafa yordum. Geçmiş, şimdi ve geleceğin en ince ayrıntısına kadar, Tanrı'nın kehanet gibi belleğinde ve O'nun sonsuzluğunda var olduğunu biliyoruz; garip olan, insanların bilgisizce geriye bakıyor olabilmelerine karşın, ileriye dönme hakkını elde edememeleridir. Daha dört yaşındayken, Norveç'ten gelen yüksek bordalı yelkenli gemiyi gördüğümün berrak bir anısını saklıyorsam, olmaya hazırlanan bir şeyi birinin önceden kestirmeye yetenekli olmasına neden şaşırmalı? Felsefi açıdan bakılırsa, bellek, geleceğin kahinliğinden daha küçük bir mucize değildir; yarınki gün bize, hala anımsadığımız, İbranilerin Kızıl Denizi aşmasından daha yakındır."

Jorge Luis Borges 

"Sıkıntımızın ne kadar sürdüğünü bilmiyorum. Rahmetli babam bir gün, paranın centavos veya pesosla ölçüldüğü gibi, zamanın günlerle ölçülemeyeceğini, çünkü bütün pesolar aynıyken, her gün, hatta her saatin farklı olduğunu söylemişti. Ne dediğini pek anlamamıştım, ama cümlesi belleğime kazılı kaldı."

Jorge Luis Borges, Juan Morana 

"Uyku, bilindiği gibi, eylemlerimizin en gizemlisidir. Yaşamımızın üçte birini ayırırız ve onu anlamayız. Kimilerine göre uyanıklığımızın gölgede kalmasından başka bir şey değildir; kimileri için de aynı zamanda geçmiş, şimdi ve geleceği içeren karmaşık bir durumdur, daha başkaları için ise kesintisiz bir düşler dizisidir." 

Jorge Luis Borges, Yaşlı Bayan 

"Karşılıklı kinleri nasıl ve neden doğmuştu? Yüzyıl sonra, son düellolarının sağladığından başka ünü olmayan iki adamın karanlık öyküsünü nasıl yeniden kurmalı? Reyles'in babasının, Laderecha adlı ve "kaplan bıyıklı" bir ustabaşının, sözlü olarak toparladığı bazı ayrıntıları, unutma ile belleğin eş ölçüde yaratıcı olmasından ötürü, pek inanmadan aktaracağım." 

Jorge Luis Borges, Öteki Düello 

Markos'a Göre İncil

"Markos'a göre İncil'i bitirdikten sonra, öteki üçünden birini okumak istedi; baba, daha iyi anlamaları için, bitirdiğine yeniden başlamasını rica etti. Espinosa, çocuklar gibi, yenilik ve çeşitlemeden çok, tekrarı sevdiklerini kavradı. Bir gece Tufan'ı düşledi, bu şaşılacak bir şey değildi; geminin yapımında çekiç sesleri onu uyandırdı, yıldırım düştüğünü sandı. Gerçekten de hafifleyen yağmur, yeniden boşanmaya başlamıştı." 

Jorge Luis Borges

13 Şubat 2023

QUIET NIGHT THOUGHTS

Before my bed 

there is bright moonlight 

So that it seems 

like frost on the ground;


Lifting my head 

I watch the bright moon, 

Lowering my head 

I dream that I'm home. 

Li Po

"As a member of society, in the daytime going to work, earning his living, paying his debts, respecting the old, bringing up the young, every man must make use of a great deal of Confucian illumination of the Tao; but he must also liberate himself at times, as an individual, from all this and escape from what would be called his real problems together with their potentially illuminated solutions; letting the light of the Tao itself be reflected in his dreams at night; which are no less part of his life and of his humanity. 

Li Po is the Taoist in this pair of poets, and his constantly recurring symbol is the reflected light of the Moon at night; whilst Tu Fu is the Confucian who from early childhood made the Phoenix his symbol, the Fire Bird symbolising the Yang.

[..]

The name of his original home would therefore have meant very little to his contemporaries, who must be excused also for not knowing his place of birth because he spent most of his life travelling and had the romantic habit of speaking of many places he particularly liked as if they were his own home.

[...]

This difference is very important to the reader of Chinese poetry (though the apparatus of our language obscures it in translation) for Chinese poetry tends to be in the most concise and so most generalised form of the Chinese language; which is not the same as 'vague', but is such as to achieve vividness by giving greatest freedom to the reader's own imagination - in a scene that the poet himself has set. Something similar can also be observed in Chinese painting, which does not so much invite the viewer to take the artist's seat as to take his own walk in the landscape. (The translator of Chinese poetry has often to determine the walk more precisely than the original; but he cannot translate it into anything less than his own language requires.)"

Li Po and Tu Fu: Poems Selected and Translated with an Introduction and Notes by Arthur Cooper 

"Bir şey olmak, geri kalan hiçbir şey olmamaktır. Bu karmaşık sezgi, insanları bir şey olmamanın, bir şey olmaya, bir tek şey olmaya üstün geldiği ve bir anlamda, böylece her şey oldukları inancına yöneltmiştir."

Jorge Luis Borges