şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
01 Eylül 2011
picasso, do you feel suicidal?
n'olur kafamızı plastik poşetleyelim!tek tek değil de birlikte poşetleyelim.poşet terlesin.n'aptın bana? n'aptın bana? n'aptın bana?
04 Ağustos 2011
15 Ekim 2010
backdrifts (honeymoon is over)
Şarkılar Serisi
ateşi düşüreyim.beni tartıda hafifleteyim. uçurayım.
her şey şeffaf olsun - izlediğimiz filmler bindiğimiz bu tren -
sonraki durakta ya da sonrakilerin birinde
sen nasılsa inersin. ben kalırım.
ben nasılsa inerim. sen kalırsın.
arkamıza bakmayız.
.
evet. kavanozun ağzını kapatayım. sıkıca.
koku almasın. kekik kokmasın. limon kokmasın. kahve kokmasın.
tesadüf değiliz diyorum. tesadüflere inanıyorsun.
orada ölsün diyorsun. kavanozun içinde.
ruhunu yitirsin. yitsin.
nasılsa sevişmeden önce tutulan şiir anlamsız.
nasılsa ben sordum. sen üşengeçtin. yaramazdın.
bunun bir anlamı yok. anlamıyor musun? bizim yok.
Flensburg
19 Ağustos 2010
11 Mayıs 2010
portakalı soydum. baş ucuma koydum.
rengi turuncu bir gündü. eldiveni. kazağı. dili kırmızıydı. ben eskiden turuncuyu hiç sevmezdim. neden ki? . kalabalıkta vıcık vıcık flying dutchman elimdekiyle karış karış spot the dutchman . koştum. sarıldım. çığrındım. sarıldım. sıkıca sımsıkı sıkı sıkı bağımlıydım. kokladım. bahane ettim. kokladım. bir sardım. daha sarmaladım. . odada kabuklarını toplarken gözlerin de beni toplarken aklım boşaldı ve sadece benim için stroopwales bıraktın.
Lund
07 Mart 2010
ellerim portakal kokuyor. zencefil içimi ısıtıyor.
o zaman tepelerde buzdan sarkıtlar yoktu.
göldeki kuğular donmamıştı.
daha tırnaklarım renk ahenkti.
gökyüzü bungun değilken çantama bir leylek işlenmişti.
beni gustav adolf'un parkına chu chu train getirdi.
tüm gün -güneş batamazdı
ki geceler yoktu- çimlere uzanmış gustav'a bizi anlatmıştım.
.
biz seninle geçişliydik.
ne siyahtık. ne beyazdık.
bulanıktık. bungun değildik.
hem açıklıydık. hem koyuluyduk.
ormanın mantar kokusuyduk.
.
patikadan gözleri bana bakmayan ama bana konuşan mor topuklu kadın geçti.
gustav'ın aklı neredeydi?
beni dinliyor muydu? dinliyordu.
dinlemiyordu. cümlelerimi yarıda bırakıyordu.
konuşunca alakasızdı.
soruları benim sorularımdan farklıydı.
.
...dik. sen bana çadır kurmayı öğretmiştin.
akşam çadırda uyumuştuk.
kuzeydeki kadar üşümemiştim.
burası bir höyüğün yedinci katıydı.
yanından uçmakdere akardı.
tepede bir uçak nereye gidiyor ya da nereden geliyordu?
bir kamyon kadar hor horluydu.
.
gustav derenin kenarına çişini yaparken mavi sarı tırtılların dans ederek akışlarını seyretti.
dokununca elini kesen otları eğip çamura çömeldi.
usulca kulağıma
erkekler aleksandra gibi kahkalı kadınları sever. aleksandra'nın kahkahaları erkekleri aşağıya çeker.
dedi
. yalnız . benim seninle sağacak daha ineklerim varıdı.
sağdıkça süt fışkırasıydı.
beyaz dalgalar halka halka tabana değesiydi.
yine de tabanı çok inceltmesindi.
çamur deliniverirdi.
kaldırırken yırtılmasındı.
. kalabalık. çok kalabalıktı. oradaydın. biliyorudum. orada kaybolmuştun. şekerleme kadar yumuşaktın. esneyip gevşemiştin. elime gelmiyorudun. sanki hiç değmiyorudun. sana bir tokat ve sinirimi üzerimden atasıydım. hırslarına pabucumla basasıydım. böcek olasılardı da ezesiydim. boş veresiydim. susasıydım. . olmuyorsa . kusasıydım. midem geri itesiydi. bir kaç sarsılsaydım. yutkunsaydım. turuncuca kusasıydım. salyalar akasıydı. kendimi yerlere zor atasıydım. birinci itiş. ikinci. üçüncü. bitti mi? dördüncü. . her şeyi bir gazete kağıdıyla örtüp gustav'ı kendimi
unutasıydım.
Lund
23 Şubat 2010
karanlıktan neden korkuyorum?
gece, sokak ıssız sokak lambası neden yanmıyor? yürüyorum karşıdan bir adam geliyor! adımlarım s ı k l aş ı y o r s ı k laşı y o r s ı klaşıy o r s ıklaşıyo r sıklaşıyor bedenim ufalıyor unufak unufa unuf unu un u oluyor adam geçip gidiyor aradan zaman geçmiyor karşıdan bir adam geliyor! adımlarım s ı k l aş ı y o r s ı k laşı y o r s ı klaşıy o r s ıklaşıyo r sıklaşıyor bedenim ufalıyor unufak unufa unuf unu un u . Istanbul 2007
31 Aralık 2009
bugün tanımadığım bir
bugün tanımadığım bir kuzey şehrinin sokaklarında yürüdüm. yalnızdım. kuş kadar hafiftim. balık kadar şeffaftım. sokaklar nereye çıktıysa yürüdüm. ne aradım? ne buldum? kendimi kaybedip kaybedip.
.
tren çüfü
.
bilmem seni mi özledim? yanımda olsaydın her sokak adımımda sana neler anlatırdım? sen nasıl şaşırırdın? gülerdin. kızardın. üzülürdün. umursar mıydın?
.
çüf çüfü
.
kuzeye bakan pencerede hava kararmış ince ince bir yağmur tutturmuş karşıki evin balkonunda dikilmiş kuzey pencereme bakan kuzeyli adamın neler düşünüyor olabileceğini düşündüm. yazan kişinin kara çerçeveli gözlükleri ve ateş kırmızısı dudaklarıyla kuzeyden bakınca nasıl göründüğünü bilmek istedim. kendimden çıkıp ayrılıp.
.
sonbahar kokusu. sesi yanık bir kadının kokusu değil.
.
geçiciliği geçirmek dindirmek için Ikea kilim-battaniye-mum, ikinci el seramik küllük-bakır kutu yerleştirir mi beni olduğum odaya bu sandalyeye?
.
çocukların kargaların dili yok.
.
bugün eylülün kaçıydı? yandaki taburede yığılı kitapların arasında takvim olabilirdi. elimi uzatmaya üşendim. hava bungundu. nem bungunu değil de kara bulutların bungunluğu. sabah kuzeye dönmüştüm. insan nereye dönerdi? dönüş tanışık olunana, alışkanlığa, dinginliğe, yerleşikliğeydi. sabah şaşkınlığa dönmüştüm. gellere. gitlere.
.
bundan bir önceki gece de gece yarısını az geçmiş ben şehrin en kalabalık caddesinde insanlar ellerinde sigara ve bira topuklarım sokağın taşlarına vura vura sarhoş kahkahaları bastırıyor yaban domuzları gibi dikime yürüyorum. kuzeyli bir kadın sesleniyor. birlikte yürüyelim diyor. korkuyorum diyor. beni takip ettiğini düşündüğümü düşünüyor. tecavüz edilebileceğimi kuruyor. köşe başında ayrılıyor. topuklarım sokağın taşlarına vura vura sessizliği pekiştiriyor. kendimi kuruyorum. kuzeyli bir adamın.
.
güneyde neler olup bitiyor?
.
ben kendimi ...'da sigara içen siyah saçlı kadın hayal ettim.
.
öğleden sonra bir şehir parkını gezip göleti görüp gölette ördek yeşilini gün doğarken yazdığım hayal neden olmasın?
Lund
25 Aralık 2009
güneyden gelen adama ya da deprem
sen beni ne sanıyordun şimdi uyuduğumu belki kuzeyli adamın birinin kollarında ya da uyumadığımı da ne yaptığımı sen öyle kendine güvenmiş bıyıklarınla otururken ben kendimi miss universe sanıyordum gözlerini alamamıştın tüm gece güzelliğimden orada bütün sarhoşlar sallantıda yığınlar dengesizce dikilirken sen ay ışığını arkana almış kapı gibi dağ gibi dimdiktin gece tren gelmişti sen gitmiştin ben sarsılmıştım sen öyle sarsılmaz durunca sen merak ediyordun ben burada oturmuş gecenin bir vakti sen yastığın altına kafanı çekmişken neler yazıyordum bu benim boşluğumdu bana aitti bendi
Lund
23 Aralık 2009
iki bin altı
I. canın sevişmek istiyor mu? fark eder mi kadınım? II. gitmek için sebep öyle çoktu! ki ben kalmayı seçtim. III. kapıyı çaldım açtı o sen misin dedim o kim dedi bilmiyorum dedim IV. olmakla olmamak arasında çekingen vücutlarımız olmaya korktular. dokunmaya korkmak gibi. V. pişmiş killi toprak şekillensin parmaklarımda şurada kıvrımlarım olsun ötede açıklarım "bir şey" aksın uçlarımdan gözbebeklerim kocaman VI. uçur beni beyaz at iplerin ellerimde sağa git sola git dur uçur beni beyaz at lı prensim yok ama uç uç uç at VII. FİKRET MUALLA tüm çizdikleri Hale mi? yoksa tüm kadınlar Hale mi? VIII. sıkıntı...ıkıntı... ıkıntı...sık-ıntı...ıkın-tı düşün...düşün...düşün... düş-ün...düşü-düşün utantı...utantı...utantı... ut-antı UTAN-tı ... IX. DICHOTOMY suffering from a wrong vs. doing a wrong logos vs. eros appearance vs. reality episteme vs. doxa theoretical thinking vs. mythological thinking immanent vs. trancendental might makes right vs. right makes might world of appearance vs. intelligible world yazar ishali vs. yazar kabızı X. OLUMSUZLAMA bugündü. dün değil. bir yabancı selam verdi. bir tanıdık değil. arkadaşlarla oturuyorduk. kedilerle değil. içerideydik. bahçede değil. yabancı uzaktaydı. yakında değil. kafasını sola döndürdü. sağa değil. gülümsedi. yalan değil. ben bir şey yapmadım. neden bilmiyorum. yabancıyla tanışmak istemediğimden değil. XI. ACIYANIN HAZ DUYMASI Hrant Dink'in katledildiğini görmek ne korkunç! Hrant Dink'in katledildiğini görerek insancıllık duygularına kapılmak ne iyi!
Istanbul 2006
iki bin beş
I.
doktor bey la dedi sol dedi çargah dügah açık kapalı neva dedi kaba dedi tiz dedi ses yok! aşk var mı? aman doktor canım doktor derdime çare doktor II. kaydırağın tepesinde bacaklarını açmış. oturuyor. kendimi sol omuzuna yaslıyorum. dolunay var. ben dolunayı severim. o sevmezmiş. söylüyor. başını çeviriyor. öpüyor. yanaklarıma sakalları batıyor. III. İETT asfalt yağmurla yıkanmış gözlerim beyaz çizgide ilerliyor içeride bir yığın insan birbirini tanımayan bir yığın insan IV. - yola çıkmak öyle güç ki! - yolda olmayı denesen bir de sonra nasılsa yola da çıkarsın - peki gideceğim yer belli değilse? - belli olmasın. olsa neden çıkasın ki yola? göreceğin ne var orada? V. mikrofona bağıra bağıra şarkı söylediğini duydum. olamaz dedim. o benim hayalimdi.
Istanbul 2005
13 Kasım 2009
ben hala kırmızı mı kokuyorum?
ORA-BUNGLAS
otlara yürüyoruz -çok
gitmeyin! falezden okyanusa düşmeyin!-
gözüm gözünü görmüyor.
koyunlar -sheep ate men-
önümüzdeler. tepedeler.
kırmızı kırmızı parlıyorlar.
sessiz sessiz kaçıyorlar.
.
sis pus
baykuş
.
oraya gir istiyorum.
orada yaşa istiyorum.
oradan büyü istiyorum.
bir düğme ol.
yine de orada kal istiyorum.
KAV
I.
gezinen bir karıncaydın.
ılıktın. esintiydin.
karanlıktın. kapkaranlık değildin.
gözlerin camdı. donmuş bir göldü.
geçmişti. her şeyden geçmişti.
.
(bana) kuzey sokakları kadar uzaktın.
yine de bir daldın. ormandın.
mantar kokunu özlüyordum.
II.
trenden indim.
nasıl soğuktu! bekleyemedim. içimde titreyen neydi?
.
raylara dönüktüm.
birisi koşuyordu. arkadan yaklaşıyordu.
içimde titreyen sıcacık akıverdi. .
sonra peki
ya sonra
Dublin-Lund 2008-2009
08 Ekim 2009
ben hala kırmızı mı kokuyorum?
YARI ÖRTÜLÜ
bakışını gördüm patrick
arkama nasıl
kadın gibi
.
hayal ettim
fin mavisi buğulanmış gözlerini
utangaç
kadın gibi
.
hayal ettim
banyodaki perdeden
...deki sonsuza dokunan
hissi
.
ben lappi'de ormana terkedilmiş bir küvetim
içim su değil toprak dolu
ki neden uyuyamıyorum patrick?
.
kaamos'a az vakit var
göller nehirler donmadan
kuzey ışıklarının rengeyiklerinin peşinden
beyaz zambaklar toplayalım patrick
Lund
14 Eylül 2009
what else do you need.........?
bir fasulye tanesiydi. sırığa tutundu. tırmandı. ben sırıkların arasında küçük bir kızdım. kırmızı hırkamdı. ayaklarım çamurdu. fasulye susuz ne yapardı? . konuşurdu. sırık gibi üstten konuşurdu. sarıydı. sarısından duygusunu yitiriverdi. kendinden değildi. acımamıştı. yedirmemişti. ben isterdim. parmaklarından aksındı. paçalarından taşsındı. yine de dolduramayasıydım. sustu. . tuttum. fasulyeden bir yaprak kopardım. hırkama yapıştırdım. yaprak kalbimdi. yeşildi. damarlıydı. tüylüydü.
Lund
16 Ağustos 2009
ta_ihsiz şiirler seçkisi
I.
fırfırrrrlı eteğim
rüzgarda uçuyorum.
ne renk?
önemli mi ne renk?
kaval kemiklerimde
avuçluyorum fırlarını.
başım dönüyor.
.
sevgilim objektife bakmasam
gölge olmaktan korkuyorum.
II.
ruhum ne oluyorsun?
kendine gel
doğrul diril
büyü büyü büyü
devrilmez ol
başlarım senin gönül çarkına
beni söyletme!
akıllı ol
III.
ruhumun pusları
dağılıyor yavaştan.
güneş ısıtıyor kollarımı.
zorlanmıyorum.
zorlamıyorum.
kendiliğindenim.
ben benim.
.
balık tutuyorum nehirde.
saçlar
saçmalar
saçmalıklar
ruhumun köpükleri
........çamları ........kayaları ........kuytuları ben benim.
IV. tahsilat makbuzunun arkasına yazıyorum gizlice. V. kestiği saçlarına alışıyor. bugün kendini iyi hissediyor. bir önemi var mı? yeni insanlar tanımak istiyor. evden çıkası yok gece uyuyası sabah kalkası . çıtı pıtı değil. kara kuru bir kadın. . bir miyav çağırıyor uzaklardan. gidesi var bir kedi olası ya da bir kedi alası pişman değil yılmış . zamana mı ihtiyacı var? kimin? küskün kadının mı? zaman umut mu? umut öldü. umut nisan on beşte öldü. ilk ölüşe direndi. öldü dirildi. öldü dirildi. öldü dirildi. son hamlede yıkıldı. kim bu yıkık kadın mı? VI. SEN HER ERKEĞİN ARZULADIĞI GÜZEL BİR KADINSIN yalanı ama'ları varmış beyefendinin. VII. SPIRAL OF SILENCE ne sen ne ben konuştuk. sen ben sustuk. kalabalıktan mı korktuk? biz (biz aslında yoktuk) yeterince bilmiyor muyduk? sürüye mi uyduk? benim kadınlığımdan mı? senin erkekliğinden mi? güvensizdik belki. belki boş vermiştik. . sen ben biliyorduk. yine de hep sustuk. VIII. siyah şemsiyesi ve acelesi vardı adamın. benimse kendime ait bir odam. IX. hoş geldin yiğidim. hoş geldin kıyılarıma. iyi ki doğdun kıyılarıma. X. heyecanlıydım. yerimde durmazdım. rahat vermezdim. merak ederdim. öpülesiydim. bir ara kucaklamak istedin. arkamıza yaslanmıştık. ayaklarımızı uzatmıştık. yan yanaydık. omuz omuzaydık. göz gözeydik. nefes nefeseydik. sonrası kuzey akıntısı soğuk hava dalgası.
Istanbul-Aydın-Trabzon 2006-2008
25 Haziran 2009
ayrıntı
konuşuyorum. konuşuyorum. önümde bir boy aynası. aynada arkası. o sıra sen -yeşil çizgili, boyuna değil de enine çizgili- yoldan geçiyor oluyorsun. ağzına bir sigara koyuyorsun. yola en yakın oturandan ateş isteyip, sigarayı yakıyorsun. sola doğru yoluna devam ederken, aynadan çıkıyorsun. ben susmuşum. gözlerim aynada. bir yandan, masadaki adamın sustuğumu, gözlerimin aynada olduğunu, aynada senin olduğunu bilmesini istemiyorum.
İstanbul
kuzey'e gidesi
kar yağacak karanlığı ağartacak . ekmek kırıntıları kalacak geriye ruj lekeli camda bir yudum limonata buruşturulmuş bir peçete çekilmiş sandalyeler geriye
İstanbul
31 Mayıs 2009
meyhanede iki kadın
görüverdiğim taburenin üzerinde kemik beyazı
çiçekleri ojelerimin renginde
düğmeleri taştan bir gömlekti.
.
konuşan adam değildi.
susan bir gömlekti.
bakirliğini yitirmiş.
.
milyonuncu sigarayı yaktım ki
hiç aklıma gelmedi.
bana konuşmayan adam nereden bilecekti?
.
düğmeler böcek oluverdi.
ilkin birincisi düştü yere
peşi sıra ben.
İstanbul
30 Mart 2009
saçma kadınlar saçma şiirler
ılık nem yağmur güneş nerede? bulutlar ufuk çizgisi belirsiz hırçın bir deniz somurtkan ve denize küstürülen insanlar (odaya teyzem girer boy aynasında sırtına bakar neden ki? bana döner yazdıklarımı merak eder çıkar gider) ve yüzüme bile bakmayan erkekler ...
Trabzon
Kaydol:
Yorumlar (Atom)