Lale Müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lale Müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2011

dua

Rabbim sen ne büyüksün
Boşnakça söylüyorsun, Çeçence söylüyorsun
Türkçe söylüyorsun, bencileyin söylüyorsun
"OL!" DEDİN Mİ BİR ŞEY OLUYOR
"Olmasın" dedin mi olmuyor
Bana masum bir yüz ver Tanrim masum bir yürek
Kanatlarım olsun uzun saçlarım
Bana müsamerede melek rolü ver
Bana yine melek rolünde bir eş ver
Benim kafamı okusun, hiç konuşmayalım
Lazer bir bakışla baksın bana
Ve ben ondan k_
Ve ne olur ne olur
Gölge gününün azabını gösterme bana
Görkemli Görsel Varlık
Lale Müldür

08 Ağustos 2010

Saint-Omar'daki labirente gitmek için yola çıktığımda merkezdeki dokuz beyaz karoya varmak için ancak bir saatim olduğunu biliyordum. yolda sana rastlayacağımı da, sen büyük bir ihtimal Beyaz Mantoluların arasında olacaktın. heybenin üzerinde büyük mavi bir taş olacaktı, ellerin yara bere içinde, biraz korkuyla daha çok meraktan, gülünç olmama kaygısıyla belki en çok, sana benzer bir yığın insanın içinde ilerliyor olacaktın. bana rastladığında beni bu yolların doğal bir tanışı sayacaktın ve ben de seni pek tabii ki biraz gülünç bulacaktım. bir süre aynı yolun üzerinde gittik uykusuz hacılar gibi yanyana. bir ara seni görmek için soluma baktığımda kanayan bir kuzu vardı orada. gözlerim tozdan kırmızı ama yine de güvenli korku ve merhametle ilerliyorken öyle bir uçurumun başında birden ellerimi tuttun. şimşek çakımı kadar bir zaman geçti...
.
...düştüğüm yerden dönüp baktığımda
heybendeki o tuhaf mavi taştan
yansıyan metalik parıltıyla
öyle garip
uçurumdan bana bakıyordun...
Lale Müldür

21 Mart 2010

kuzey defterleri

kuzeyde kışlar ağır geçer. erken başlaması ihtimali göz önünde tutulur. ilkbaharda ağaçlar çiçek açmışken kış yeniden başlayabilir. ben yazın gand'a kar yağdığını hatırlıyorum, kara gök biz burada lanetli miyiz? aralarında o kadar çok vakit geçirdim ki. hepsini tanıyorum. herkes birbirini tanıyor. ama herkes kibar, uyumlu. ilişkiler yumuşak. bu şaşırtıcı mı? her alanda sınırlara dayandığımız XX. yüzyılda? knokke'a gittiğimiz o gün? ne vardı sanki orada. "knokke bitmiş" dedi bazıları. kuzey bazen o kadar tek düzedir ki insan hayatın bir başı ve bir sonu olduğunu unutabilir. oost-dunquerkue'de şömine başı sohbetleri. sen orada mıydın? kışın getirdiği pasifik şeyler arasında barış antlaşmaları da vardır. her şeyin minyatürleşmeye başladığı çağımızda buna en güzel örnek flaman politikasıdır. kışın hoş imajlarından birisi de göçmen kuşlar görüntüsüdür. yağmurla çarpışan kuş sürüleri yüzünden tarlaların bembeyaz kesildiği görülmüştür. ah, felemenk ülkelerinin sessizliği...
beyaz geceler, benim atom anahtarım... kuzeyde üç kapı var: biri anvers, diğerleri şarap ve tatil. kuzey gemileri endülüs şaraplarına bahardan önce ulaşır. bağbozumları kuzeyde biraz uçuk geçer. boğaz'ın lodosu gibi. benim kafamda da üç kapı var. üçü de sana açılıyor. akdeniz mavisine değil de beyaza boyuyorum o kapıları senin sessiz odanı düşünerek. senin resimle çarpıştığın o ıssız beyaz geceler. yağmurla çarpışan kuş sürüleri yüzünden aklımın beyaz kesildiği o yer. bitti sandığın anda yeniden başlayan o beyaz büyü. göz kapakların karla örtülü gand'da parkta uyuyor musun? çocuğumuz olursa portakal sandığında uyur demiştin...
lale müldür

19 Kasım 2009

HERMETİKA

Seni ilk gördüğüm gün, sonbaharın yabanıl
kahverengi geyiği, benim için olduğunu
anlamıştım. Boynuzların, iletken elektrodlar
gibi, tuzumsu bir karla kaplanmıştı.
Ağaçların etrafında yavaşça dolaşan
buğuların ve serpiştiren buzdan iğnelerin
arasında Mor'u tanıdım.
.
Omurganda yanan ışıkla oryantal ikonların
karanlık gölgeleri arasında kırmızı ve
maviyi karıştırıp moru elde ediyordun:
gizin rengini.
.
Beni ilk gördüğün gün senin için
olduğumu anlamış mıydın? Bal peteklerinden
bir yağmur yağıyordu. Defne ormanlarının
arasında Oranj'ı tanıdın. İkimiz de
duruyorduk öyle kolera çarpmış gibi
sersemlemiş, büyülenmiş, buğuların üstünde.
Hiçbir şey değişmedi yine de çünkü "Aşk,
likid korku dolu bir kadehtir."
.
Budist rahiplerin safran giysileri
yanıyordu havada. Birisi yerde
mor giysisiyle yatıyordu. Sana
yalan söylemek istemiyordum. Oranj
olmadığımı, mor olduğumu benim de,
hatta hileli bir "deeper blue"
olduğumu...birbirine zıt iki renk...
anlamıyordun...kadın yogilerin
cinselliğini artırdığı söylenen
mor bir ışıkta beni oranj sanıyordun.
Oranj değilim ben, yasın belirtisiyim,
morum, safranım belki ama oranj
değilim, mutluluk çıkmaz benden.
Benim turunçgillerim yapraklarını ağlar.
Yine de senin için tuhaf şövalyem,
incelikli zulmün için, kalbimin
morluklarını unutup oranj olmayı deneyebilirim.
.
"O, Omega, gözlerimin mor ışığı."
.
Haliç'ten indiler
birdenbire. Cenk etmek
zorunda kalmak.
ben portakal yemek
birdenbire hasta
olduğum için anne-
baba evinde. bu notları
yazmak kabz halinde.
battaniyeyi üstüme
çekmek. "unutmaya yatmak"
birçok şeyi. ilaç torbam.
dış medeniyetler. güzel
hatıralarım var mıydı?
varsa bile ben unuttum.
ben şeyim aslında?
Şeyim...Hayatı boyunca
uyumu aramış uyumsuzun
biriyim. uzun çok uzun
süredir bana kimse değmedi.
zigzaver marka bir tabanca
var aklımda ama onu ben
kullanmayacağım. gerisi
beni hiç ilgilendirmiyor.
Lale Müldür

28 Eylül 2009

her şey İstanbul'da başlamamıştı

seninle bir İstanbul kentinde karşılaşmıştık, İstanbul...
sen o zamanlar Konstantinapolis olduğunu henüz unutmuştun.
ben seni daha terketmemiştim...
terketmek üzereydim...
geri dönüşün olmadığını, geriye dönülemeyeceğini henüz
bilmiyordum
karşıdan karşıya geçiyorduk.
ben tam o an karar verdim.
yerleşiklik o an yitirildi.
gerisi sürekli bir git-gel artık...
dönmeye ve kaçmaya çalışarak hep.
oysa sana dönemiyordum işte, İstanbul.
bütün dönüş biletlerimi saklıyordum,
biliyordun ama kabul etmiyordun.
dönüş yoktu, tıpkı gidişin olmadığı gibi.
.
ben hala o uzun kıvrılan yolda bekliyordum.
oradan ayrılmamıştım ki...
sonra, şimdi yatağımda, kuzey rüzgarı buzdan
heykeller yontarken odada,kulaklarımda
"the lond and winding road" dönerken
yavaşça, seni düşünüyorum...
Lale Müldür

09 Mayıs 2009

felemenk ülkelerine bir kanal

senin adına kapalı hava diyorlardı. ben seni
kızılderili yazı sanıyordum. sen kapalıydın,
kuzeyliydin. jesuit'tin. çene sınırına kadar
traş edilmiş sakalların vardı. sende kendini
dünyadan, benden, her şeyden geri çeken bir şey
vardı. ben sende akdenizden birşeyler bulmaya
çalışıyordum. dağınık saçlarını, karmakarışık
sakallarını, disiplinsizliğini akdenizliliğe
yoruyordum. atina'lı değildin sen oysa.
grote market'tin, isparta'ydın.
atina'lı değildin sen.
felemenk yollarıydın, cafe falstaff'dın.
gent'de bir kanaldın. kanalda bir tekneydin
ticaret merkezlerine giden. jacquart tekstil
fabrikalarıydın. ebes&co.'ydun.
gent'de bir kanaldın. bir köprü değildin,
atina'lı değildin sen.
bruges'da donmak üzere olan bir kuğuydun.
kontlar şatosunda bir işkence odasıydın.
bir floransa güneşi, bir frigya sandalı,
atina'lı değildin sen.
.
...sonra yüzümüzdeki savaş boyalarını çıkardık ve
konuştuk iki uygar insan gibi...bana som kayaları...
dar boğazları...kendi iç geçitlerini gösterdi...
Lale Müldür