Lund
Kuzey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuzey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2010
portakalı soydum. baş ucuma koydum.
rengi turuncu bir gündü. eldiveni. kazağı. dili kırmızıydı. ben eskiden turuncuyu hiç sevmezdim. neden ki? . kalabalıkta vıcık vıcık flying dutchman elimdekiyle karış karış spot the dutchman . koştum. sarıldım. çığrındım. sarıldım. sıkıca sımsıkı sıkı sıkı bağımlıydım. kokladım. bahane ettim. kokladım. bir sardım. daha sarmaladım. . odada kabuklarını toplarken gözlerin de beni toplarken aklım boşaldı ve sadece benim için stroopwales bıraktın.
07 Mart 2010
ellerim portakal kokuyor. zencefil içimi ısıtıyor.
o zaman tepelerde buzdan sarkıtlar yoktu.
göldeki kuğular donmamıştı.
daha tırnaklarım renk ahenkti.
gökyüzü bungun değilken çantama bir leylek işlenmişti.
beni gustav adolf'un parkına chu chu train getirdi.
tüm gün -güneş batamazdı
ki geceler yoktu- çimlere uzanmış gustav'a bizi anlatmıştım.
.
biz seninle geçişliydik.
ne siyahtık. ne beyazdık.
bulanıktık. bungun değildik.
hem açıklıydık. hem koyuluyduk.
ormanın mantar kokusuyduk.
.
patikadan gözleri bana bakmayan ama bana konuşan mor topuklu kadın geçti.
gustav'ın aklı neredeydi?
beni dinliyor muydu? dinliyordu.
dinlemiyordu. cümlelerimi yarıda bırakıyordu.
konuşunca alakasızdı.
soruları benim sorularımdan farklıydı.
.
...dik. sen bana çadır kurmayı öğretmiştin.
akşam çadırda uyumuştuk.
kuzeydeki kadar üşümemiştim.
burası bir höyüğün yedinci katıydı.
yanından uçmakdere akardı.
tepede bir uçak nereye gidiyor ya da nereden geliyordu?
bir kamyon kadar hor horluydu.
.
gustav derenin kenarına çişini yaparken mavi sarı tırtılların dans ederek akışlarını seyretti.
dokununca elini kesen otları eğip çamura çömeldi.
usulca kulağıma
erkekler aleksandra gibi kahkalı kadınları sever. aleksandra'nın kahkahaları erkekleri aşağıya çeker.
dedi
. yalnız . benim seninle sağacak daha ineklerim varıdı.
sağdıkça süt fışkırasıydı.
beyaz dalgalar halka halka tabana değesiydi.
yine de tabanı çok inceltmesindi.
çamur deliniverirdi.
kaldırırken yırtılmasındı.
. kalabalık. çok kalabalıktı. oradaydın. biliyorudum. orada kaybolmuştun. şekerleme kadar yumuşaktın. esneyip gevşemiştin. elime gelmiyorudun. sanki hiç değmiyorudun. sana bir tokat ve sinirimi üzerimden atasıydım. hırslarına pabucumla basasıydım. böcek olasılardı da ezesiydim. boş veresiydim. susasıydım. . olmuyorsa . kusasıydım. midem geri itesiydi. bir kaç sarsılsaydım. yutkunsaydım. turuncuca kusasıydım. salyalar akasıydı. kendimi yerlere zor atasıydım. birinci itiş. ikinci. üçüncü. bitti mi? dördüncü. . her şeyi bir gazete kağıdıyla örtüp gustav'ı kendimi
unutasıydım.
Lund
28 Şubat 2010
hayali yerler-Qaanaaq
Grönland'in en kuzeyindeki yerleşim birimi olan Qaanaaq güneşe merhaba dedi. Qaanaaq halkı en son 25 ekimde gördükleri güneşin geri dönüşünü ellerinde hoş geldin yazılı pankartlarla kutladı. çocuklar ellerinde üç dilde (Danca, İngilizce ve Grönlandca) "hoş geldin" yazılı güneş figürleriyle özledikleri güneşe kavuşmanın heyecanını yaşadı. yaklaşık bin kişinin yaşadığı Qaanaaq şehrine 25 ekim-17 şubat tarihleri arasında güneş doğmuyor. her sene ekim ayının sonunda güneşe dramatik bir şekilde veda eden Qaanaaqlılar iki buçuk ay karanlığı yaşadıktan sonra şubat ayının ortasında tekrar aydınlığa kavuşuyor. yazın ise dört ayı aşkın süre güneşin hiç batmadığı Qaanaaq'ta Eskimolar uyumak için pencereleri ışık geçirmeyen özel perdelerle kapatmak zorunda kalıyor.
31 Aralık 2009
bugün tanımadığım bir
bugün tanımadığım bir kuzey şehrinin sokaklarında yürüdüm. yalnızdım. kuş kadar hafiftim. balık kadar şeffaftım. sokaklar nereye çıktıysa yürüdüm. ne aradım? ne buldum? kendimi kaybedip kaybedip.
.
tren çüfü
.
bilmem seni mi özledim? yanımda olsaydın her sokak adımımda sana neler anlatırdım? sen nasıl şaşırırdın? gülerdin. kızardın. üzülürdün. umursar mıydın?
.
çüf çüfü
.
kuzeye bakan pencerede hava kararmış ince ince bir yağmur tutturmuş karşıki evin balkonunda dikilmiş kuzey pencereme bakan kuzeyli adamın neler düşünüyor olabileceğini düşündüm. yazan kişinin kara çerçeveli gözlükleri ve ateş kırmızısı dudaklarıyla kuzeyden bakınca nasıl göründüğünü bilmek istedim. kendimden çıkıp ayrılıp.
.
sonbahar kokusu. sesi yanık bir kadının kokusu değil.
.
geçiciliği geçirmek dindirmek için Ikea kilim-battaniye-mum, ikinci el seramik küllük-bakır kutu yerleştirir mi beni olduğum odaya bu sandalyeye?
.
çocukların kargaların dili yok.
.
bugün eylülün kaçıydı? yandaki taburede yığılı kitapların arasında takvim olabilirdi. elimi uzatmaya üşendim. hava bungundu. nem bungunu değil de kara bulutların bungunluğu. sabah kuzeye dönmüştüm. insan nereye dönerdi? dönüş tanışık olunana, alışkanlığa, dinginliğe, yerleşikliğeydi. sabah şaşkınlığa dönmüştüm. gellere. gitlere.
.
bundan bir önceki gece de gece yarısını az geçmiş ben şehrin en kalabalık caddesinde insanlar ellerinde sigara ve bira topuklarım sokağın taşlarına vura vura sarhoş kahkahaları bastırıyor yaban domuzları gibi dikime yürüyorum. kuzeyli bir kadın sesleniyor. birlikte yürüyelim diyor. korkuyorum diyor. beni takip ettiğini düşündüğümü düşünüyor. tecavüz edilebileceğimi kuruyor. köşe başında ayrılıyor. topuklarım sokağın taşlarına vura vura sessizliği pekiştiriyor. kendimi kuruyorum. kuzeyli bir adamın.
.
güneyde neler olup bitiyor?
.
ben kendimi ...'da sigara içen siyah saçlı kadın hayal ettim.
.
öğleden sonra bir şehir parkını gezip göleti görüp gölette ördek yeşilini gün doğarken yazdığım hayal neden olmasın?
Lund
25 Aralık 2009
güneyden gelen adama ya da deprem
sen beni ne sanıyordun şimdi uyuduğumu belki kuzeyli adamın birinin kollarında ya da uyumadığımı da ne yaptığımı sen öyle kendine güvenmiş bıyıklarınla otururken ben kendimi miss universe sanıyordum gözlerini alamamıştın tüm gece güzelliğimden orada bütün sarhoşlar sallantıda yığınlar dengesizce dikilirken sen ay ışığını arkana almış kapı gibi dağ gibi dimdiktin gece tren gelmişti sen gitmiştin ben sarsılmıştım sen öyle sarsılmaz durunca sen merak ediyordun ben burada oturmuş gecenin bir vakti sen yastığın altına kafanı çekmişken neler yazıyordum bu benim boşluğumdu bana aitti bendi
Lund
13 Kasım 2009
ben hala kırmızı mı kokuyorum?
ORA-BUNGLAS
otlara yürüyoruz -çok
gitmeyin! falezden okyanusa düşmeyin!-
gözüm gözünü görmüyor.
koyunlar -sheep ate men-
önümüzdeler. tepedeler.
kırmızı kırmızı parlıyorlar.
sessiz sessiz kaçıyorlar.
.
sis pus
baykuş
.
oraya gir istiyorum.
orada yaşa istiyorum.
oradan büyü istiyorum.
bir düğme ol.
yine de orada kal istiyorum.
KAV
I.
gezinen bir karıncaydın.
ılıktın. esintiydin.
karanlıktın. kapkaranlık değildin.
gözlerin camdı. donmuş bir göldü.
geçmişti. her şeyden geçmişti.
.
(bana) kuzey sokakları kadar uzaktın.
yine de bir daldın. ormandın.
mantar kokunu özlüyordum.
II.
trenden indim.
nasıl soğuktu! bekleyemedim. içimde titreyen neydi?
.
raylara dönüktüm.
birisi koşuyordu. arkadan yaklaşıyordu.
içimde titreyen sıcacık akıverdi. .
sonra peki
ya sonra
Dublin-Lund 2008-2009
08 Ekim 2009
ben hala kırmızı mı kokuyorum?
YARI ÖRTÜLÜ
bakışını gördüm patrick
arkama nasıl
kadın gibi
.
hayal ettim
fin mavisi buğulanmış gözlerini
utangaç
kadın gibi
.
hayal ettim
banyodaki perdeden
...deki sonsuza dokunan
hissi
.
ben lappi'de ormana terkedilmiş bir küvetim
içim su değil toprak dolu
ki neden uyuyamıyorum patrick?
.
kaamos'a az vakit var
göller nehirler donmadan
kuzey ışıklarının rengeyiklerinin peşinden
beyaz zambaklar toplayalım patrick
Lund
14 Eylül 2009
what else do you need.........?
bir fasulye tanesiydi. sırığa tutundu. tırmandı. ben sırıkların arasında küçük bir kızdım. kırmızı hırkamdı. ayaklarım çamurdu. fasulye susuz ne yapardı? . konuşurdu. sırık gibi üstten konuşurdu. sarıydı. sarısından duygusunu yitiriverdi. kendinden değildi. acımamıştı. yedirmemişti. ben isterdim. parmaklarından aksındı. paçalarından taşsındı. yine de dolduramayasıydım. sustu. . tuttum. fasulyeden bir yaprak kopardım. hırkama yapıştırdım. yaprak kalbimdi. yeşildi. damarlıydı. tüylüydü.
Lund
25 Haziran 2009
kuzey'e gidesi
kar yağacak karanlığı ağartacak . ekmek kırıntıları kalacak geriye ruj lekeli camda bir yudum limonata buruşturulmuş bir peçete çekilmiş sandalyeler geriye
İstanbul
Kaydol:
Yorumlar (Atom)