25 Haziran 2009

ayrıntı

konuşuyorum. konuşuyorum.
önümde bir boy aynası.
aynada arkası.
o sıra sen -yeşil çizgili,
boyuna değil de enine çizgili-
yoldan geçiyor oluyorsun.
ağzına bir sigara koyuyorsun.
yola en yakın oturandan ateş isteyip,
sigarayı yakıyorsun.
sola doğru yoluna devam ederken,
aynadan çıkıyorsun.
ben susmuşum.
gözlerim aynada.
bir yandan, masadaki adamın
sustuğumu,
gözlerimin aynada olduğunu,
aynada senin olduğunu
bilmesini istemiyorum.
İstanbul

kuzey'e gidesi

kar yağacak
karanlığı ağartacak
.
ekmek kırıntıları kalacak geriye
ruj lekeli camda
bir yudum limonata
buruşturulmuş bir peçete
çekilmiş sandalyeler geriye
İstanbul

31 Mayıs 2009

meyhanede iki kadın

görüverdiğim taburenin üzerinde
kemik beyazı
çiçekleri ojelerimin renginde
düğmeleri taştan bir gömlekti.
.
konuşan adam değildi.
susan bir gömlekti.
bakirliğini yitirmiş.
.
milyonuncu sigarayı yaktım ki
hiç aklıma gelmedi.
bana konuşmayan adam nereden bilecekti?
.
düğmeler böcek oluverdi.
ilkin birincisi düştü yere
peşi sıra ben.
İstanbul

09 Mayıs 2009

felemenk ülkelerine bir kanal

senin adına kapalı hava diyorlardı. ben seni
kızılderili yazı sanıyordum. sen kapalıydın,
kuzeyliydin. jesuit'tin. çene sınırına kadar
traş edilmiş sakalların vardı. sende kendini
dünyadan, benden, her şeyden geri çeken bir şey
vardı. ben sende akdenizden birşeyler bulmaya
çalışıyordum. dağınık saçlarını, karmakarışık
sakallarını, disiplinsizliğini akdenizliliğe
yoruyordum. atina'lı değildin sen oysa.
grote market'tin, isparta'ydın.
atina'lı değildin sen.
felemenk yollarıydın, cafe falstaff'dın.
gent'de bir kanaldın. kanalda bir tekneydin
ticaret merkezlerine giden. jacquart tekstil
fabrikalarıydın. ebes&co.'ydun.
gent'de bir kanaldın. bir köprü değildin,
atina'lı değildin sen.
bruges'da donmak üzere olan bir kuğuydun.
kontlar şatosunda bir işkence odasıydın.
bir floransa güneşi, bir frigya sandalı,
atina'lı değildin sen.
.
...sonra yüzümüzdeki savaş boyalarını çıkardık ve
konuştuk iki uygar insan gibi...bana som kayaları...
dar boğazları...kendi iç geçitlerini gösterdi...
Lale Müldür

04 Nisan 2009

dönersem!

Kastilya göğünün altında kehribar sarısı taşlardan yapılmış bir şehir parıldar. Avrupa'nın en eski üçüncü üniversitesine sahip olmaktan gurur duyar; çünkü o dünyanın dört ışığından biridir. Öğrenciler hala ortaçağda başlamış bir geleneği sürdürür; burada sokaklar 'tuna' gruplarının şarkılarıyla şenlenir. İspanya'nın Salamanca'sı, yaşamın tadına varmış herkeste bir geri dönme isteği uyandırır.
Atlas

dönersem!

Maybe someday, I'll go back again to Ireland
If only my dear wife would pass away
She nearly has my heart broke with all her naggin
She's got a mouth as big as Galway Bay
.
See her drinkin 16 pints of Pat's blue ribbon
And then she can walk home without a sway
If the sea were beer instead of salty water
She would live and die in Galway Bay
.
See her drinkin 16 pints at pat joe murphys
When the barman says "I think its time to go"
She doesn't try to speak to him in Gaelic
But a language that the clergy do not know
.
On her back she has tatooed a map of Ireland
And when she takes her bath on Saturday
She rubs the sunlight soap around by Claddaugh
Just to watch the suds roll down on Galway Bay
The Clancy Brothers/Galway Bay